Sunday, May 05, 2013

Uzun zaman olmus :)


Son yazımın üzerinden 3 ay geçmiş! Üç koca ay içine pek çok seyahat, binlerce km, yeni insanlar, yeni mekanlar, lezzetler, sesler, müzikler, heyecanlar, maceralar, kahkahalar girmiş ve çıkmış. İyi de olmuş. Yeni olaylar ve keşifler yaşanmaya devam ederken birikmeye, geriye dönük (ki bakmamak lazımdır geriye ;) ) cımbızlı seçimlerden en akılda kalan ve hoşa gidenleri yavaş yavaş aktaracağım.


Mardin sevgimi yakın çevrem bilir. Nüfus cüzdanıma gerçek doğum yerim / Mardin yazdırmak isteyecek kadar çok seviyorum Mardin'i. İş vesilesi ile tanıdığım Mardin'de iş dışında da vakit geçirmek pek keyifli kılar beni. Bu sene iş seyahatim sonrasındaki uzatmalı Mardin keyfime bu sene 3 özel dost daha ortak oldular ki iyi de oldu. Yediğimiz, içtiğimiz, gördüğümüz, gezdiğimiz bize kalsın, bundan önce Mardin ile ilgili yazdığım ve 2012 Eylül ayında Brandmail'de yayınlanan seyahat yazımı paylaşayım burada. 


Gitmediyseniz umarım heves eder gidersiniz ve dünya gözüyle Mardin'i yaşarsınız...


Keyifli okumalar: http://www.brandmaillive.com/2012/09/sayi_56/mardin.html

Saturday, February 16, 2013

Yoksa Sonunda Festival Heyecanını Yaşayanlardan mı Olmuştuk? !f İstanbul.

Senelerdir merak ederim festival katılmcısı olmak nasil bir duygudur, sabahtan akşama durmaksızın film izlemek, İstiklal Caddesi, Asmalımescit ya da Cihangir civarlarındaki kafelerde film saatini beklemek nasıl bir keyiftir? Çok ciddi bir film izleyicisi olduğumu söyleyemem ama ortamın tadını çıkarmaya ve farklı filmleri görmeye de hayır demem. İşte !f İstanbul Film Festivali geldiğinde böyle bir hissiyat içindeydim. Acaba bu sefer olacak mıydı? Saatine, gününe, yorgunluğa, ertesi günkü sunuma kafayı takmadan festival kalabalığına birkaç günlüğüne de olsa adım atabilecek miydim???

Festival web sitesi açılır açılmaz incelemeler yapıldı ama bilet alınmadı. Sonra Time Out Istanbul'un film önerileri okundu ama yine bilet alınmadı. Ne zaman ki "W.R.E" "hadi" motivasyonu ile olaya dahil oldu işte o anda tık tık biletler alındı ve 15 Şubat Cuma günü heyecanla beklenmeye başlandı. "Woody Allen: A Documentary" ile festivale adımımızı attık.



Pre ve post grip hallerimiz, bitki çaylarımızı yudumlamaya dalıp filme 2 dakika kala oturduğumuz kafeden uçar adımlarla salona geçişimiz ve de en ön sıradaki koltuklarımız ile güzel bir deneyim oldu festivaldeki ilk günümüz.

Film nasıl mıydı? Woody Allen'ın zekasına ve de işlerine biraz dahi ilginiz varsa mutlaka görmeniz gereken bir belgesel kendisi ile ilgili. Belgeseli izledikten sonra asıl isminin aslında ne olduğunu, film dünyasına nasıl adım attığını ve de bilmediğim ne kadar çok filmi olduğunu ve de başka başka pekçok ilgi çekici detayı öğrenme şansım oldu. Şimdi sıra festival sonrasında tüm filmlerini bulup izlemekte.

Bugün iki film daha izleyerek festivale devam. Sevdim ben bu işi :)

Sunday, January 27, 2013

Gittik - Gördük - Yedik - İçtik - Yazdık

Karaköy son bir senedir en sevdiğim yerlerden oldu İstanbul'da ev sahipliği yaptığı restoran, kafe ve müzelere yakınlığı ile. Bundan birkaç sene önce gündüz vakti bile yürümeye çekinebileceğimiz cadde ve sokaklarda üstüne üstlük gece, ara, küçük, ıssız demeden dolaşabilmek güzel. Karaköy'de sevdiğim mekanlar ile ilgili yazamadan en son gittiğimi yazıyor olmak diğerlerine haksızlık olacak ama sıra onlara da gelir mutlaka. UNTER, (web sitesine link verdim ama an itibari ile görsel olarak verimli bir site değil) sevimli Karabatak'ın çapraz komşusu. MAC'in sahiplerine ait bir mekan. Gurme edası ile gözlem aktarma çabam olmadığı için denediğim yemeklerin bana lezzetli geldiğini söyleyebilirim. Menü çok kafa karıştırıcı olmasa da bazı yemeklerin porsiyon büyüklüğünü tahmin etmek biraz zor. Genellikle tavukçularda sokak tarafına çevrilmek suretiyle gösterilen tavuk çevirme ünitesi burada içeride bırakılınca, Karaköy'ün diğer mekanlarına göre değişik bir hareket olmuş. Tavuk sevmeyen birisi olarak en çok alkışladığım bir duruma dönüşmedi bu. Mutfak, mekana açılan servis penceresi itibari ile içeride yemek hazırlayanların göğüs hizası seviyesinde karşınızda. Binanın tepesindeki Unter Loft, özel partiler için kiralanabilecekmiş. Tekrar gidilir mi? Olabilir. Neden? Bej, Karaköy Lokantası ya da Maya'da yer bulunamazsa ve de menülerinden birkaç şey daha denemek için.

P.F Chang's son zamanlarda arkadaşlarımın facebook check-in lerini ve instagram fotoğraflarını en çok yoğunlaştırdıkları mekanlardan. Çin yemekleri ile çok haşır neşir olduğumu söyleyemem. Gidilmesi gereken bir durum olduğunda da Dragon oturmuşluğu ve lezzeti ile ilk tercihtir her zaman. Ama madem bukadar tantana koptu, gidip yerinde görmek maksadı ama ondan da önemlisi dostlarla nefis bir akşam için seçtik mekanı. Tıklım tıklım bir restoran karşıladı bizi ve de nefis bir yemek, baharat kokusu. Oldukça aç ve de kalabalık bir grup olduğumuz için garson beyin starter lar konusunda yönlendirmesi pek keyifli oldu. Methini çok duyduğumuz dynamite shrimp gerçekten çok lezzetliydi ve gerisi de buna benzer şekilde gelişti. Burada tek tek yiyiip içtiğimi yazmak zor geldi şuanda :)) Tatlıları abartıldığı kadar değildi bence. Buarada mekanın biraz sıcak olduğunu söyleyebilirim. Kestirmeden bir de fiyat yorumu: Ucuz bir mekan değil. Fine-dining bir mekan olmadığı da tekrar düşünelecek olursa. Tekrar gidilir mi? Evet :)

Sadece yediklerim değil bu haftasonu izlediklerime de sıra gelsin istiyordum ama bir sonraki blog post'a kaldı kendileri göz kapaklarımın "hey biz ağırlaşıyoruz" mesajı ile :)

Sunday, January 20, 2013

Geyik bir pazar :)


Uzun zaman ara vermeden önce bu blogda yazdığım son yazı "Nike Human Race" koşusu olmuş. Toplam 10km olan ve Boğaz Köprüsü'nün de rota üzerinde olduğu bu koşuyla ilgili postuma baktıkça mutlu olurum ve çok güzel bir günü anımsarım. İşte yaklaşık 4,5 sene sonra aktivite olarak bir o kadar güzel bir güne dönüştü bugün Ebru katıldığımız Geyik Koşusu. Belgrad Ormanları'nda 4km ile ilk denemesini yapmış olduğumuz doğa koşusunu çok sevdik ve sonrakileri de ajandalarımıza kaydetmeye karar verdik. Ayakkabı ve taytımı çamurlu daha çok seveceğim hiç aklıma gelmezdi :)

Friday, January 18, 2013

The Notebook

Uzun zamandır beni buraya birşeyler yazmaya, çizmeye ikna eden başka bir film, yazı, görüntü, fotoğraf, ses, koku olmamıştı. Çok sevdiğim birkaç dostumdan duyardım da ertelerdim. Belki erteleme değilmiş bu aslında. Zamanının gelmesini beklemekmiş... İyi de olmuş...

Italik font sevmem, ama bu yazıya sadece bu font yakışırdı sanırım. Bu filmi izlemeden önce çok tesadüfi bir şekilde senelerdir tuttuğum ajandalara bakmak da varmış birşeyler ararken.  Kendime ait defterlere, belki seneler sonra başta kendim olmak üzere başka birilerinin de okuyacağı, okuduğunda şaşıracağı, öğreneceği ya da tam tersi hiçbirşey anlamayacağı, kimisinde işin kimisinde de bambaşka hikayelerin ağır bastığı defterlerime...

Özetle ne diyecektim ben? Tamam hatırladım. "The Notebook"... İzleyin ve "what do you want?" sorusunu kendi kendinize bir sorup köşe bucak kaçmadan derinlemesine ya da tam tersi pat diye cevaplamaya çalışın bakalım...

Sunday, July 22, 2012

Tavan Arasındaki Buda

"Kocalarımızı ilk gördüğümüzde onları kesinlikle tanıyamayacağımızı bilmiyorduk. Bize gönderilen fotoğrafların yirmi yıl önce çekildiğini bilmiyorduk. Bize yazılan mektupların kocalarımız değil, mesleği yalan söyleyip gönülleri fethetmek olan, güzel el yazılı kişiler tarafından yazıldığını bilmiyorduk. Suyun ötesinden isimlerimizle bize seslenildiğini ilk duyduğumuzda birimizin eliyle gözlerini kapatıp arkasını döneceğini ama diğerlerimizin başlarımızı öne eğip kimonolarımızın eteğini düzelterek sakin ve ılık güne adım atacağını bilmiyorduk. Burası Amerika, diyecektik kendimize, endişelenmeye gerek yok. Ve yanılmış olacaktık."

Son haftalarda kitap okuma heves ve hızıma katkıda bulunan bir kitap "Tavan Arasındaki Buda". Hikayelerin gerçek tarihe dokunuşu, yaşanmışlıklar, anlatım dili, bireylerin hikayeleri kadar Japon ve Amerikan kültürlerinin çakışmasının kelimeleştiriliş şekli, kitabın sol elinizin içinde biriken sayfalarını hızla artıracak ve bittiğinde de aklınızda kalanlar bir süre daha zihninizi kurcalamaya devam edecek.

Monday, July 16, 2012

Restart'ın anlam ve önemi

Ne diyor IT ya da ISM'deki arkadaşlar onlar icin çok kolay ama bizim için o anda devvvvv gibi bir problem olduğunu düşündüğümüz anlarda? "Bilgisayarını restart et" ya da "Desktop'unu hafiflet, recycle bin'ini boşalt".

Zaman zaman bunu zihinsel ve duygusal olarak yapmak iyidir. Bilgisayarın devrelerinin bile ihtiyaç duyduğu bir işlemi "beynin ve kalbin hücrelerine" uygulamak... Derin bir nefes almak, bıraktığın yerden dinlenmiş bir şekilde başlamak ve de daha hızlı ve enerjik bir şekilde ajandandaki değil "hayallerindeki işlere, konulara" devam etmen için.

Recycle binlerimize ve restart tuşuna tuşuna alıcı gözü ile bakmaya ne dersiniz??? :)

Sunday, July 15, 2012

Celebrate the Change...

Birkaç hafta önce bir film izledim "The Best Exotic Marigold Hotel". Farklı beklentiler ve motivasyonlar ile Hindistan'a tatile gitmeye karar veren ve birbirini tanımayan 6 kişinin başından geçenleri anlatan bir film. Film güzeldi, yerinde komikti yerinde duygusaldı vs ama aklımda en çok da nedense filmin bitişine doğru söylenen bu söz kaldı: "Celebrate the Change"...
Son olarak 2008 senesinde yazmışım. "Buraya yazmadan" ama aklıma yazarak, fotograflar ile "an"ların görselliğini yakalayarak, seslerini hatırlayarak yüzlerce, binlerce yeni hatıra ve de güzel insan biriktirmişim. Bakalım bundan sonra buraya dijital harfler, filtrelenmiş fotograflar ile hangi "an"ların kelimeleri oturacak :) Dört sene aradan sonra kutlamaya değer bir değişiklik daha işte blog'un tozunu silmeye karar vermek :)

Monday, September 08, 2008

100 mü oldu şimdi!!!

100 ile ilintili konular pek bir havai fişekli konulardır sanki genelde. Bu sayfaya ulaşmadan hemen önceki giriş ekranında 99 diyordu, o halde hoppaaaa 100. yazıyı çıtırdatıyorum burada. Aslında yazma konusunda beni heves ettiren Neslihan oldu facebook ta, Human Race resimlerine bakınca. Ben de blog da yazmalı hakikaten diye yanıtlayıp bir aksiyon almamışken pek de fena olmadı bu süper güzel deneyimi buraya 100 yazı olarak geçirmek :) Secret vari bir kafa yorma sonrası eminim ulvi bir sonuçlara varabilirdim burada.

Efendime söyliyim Sarah ile katılmaya karar verip, Sascha ile buluşup, karşı yakadaki bekleme alanında yarışa katılımından haberdar olduğumuz fakat toparlaşma yerinde tesadüfen Birol ile karşılaşıp çıktık bir yola. Önce Sascha'nın getirdiği muzları indirdik mideye, sonra kalabalıktan toto totoya duran kalabalık ile birlikte ısınma hareketleri yaptık. Sonra yarış başladı biz de millet koşma derdine düştüğü için boşalan WC lere attık dakka bir gol bir kendimizi. Köprünün üstünde tehlikeli bir boşaltım sistemi ihtiyacı ile karşılaşmamak adına önemli bir önlemdi bu :) Sonra çığlıklar atara koşmaya başladık. Koşarken, yürürken, foto çekerken birsürü tanıdık görmek çok alemdi. Bu normal miydi yoksa anormal mi bilemedim! 10000 kişi koşarken arada tanıdık olmaması zaten zordu ama Boğaz Köprüsünün tepesinde hem de koşarken birileri ile karşılaşmak biraz tartışılabilirdi!!! Velhasıl, biz koştuk, coşkulu kalabalık alkışladı, bizden daha hızlı koşan yaşlıları ya da tombikleri görüp daha da gaza geldik, suları havaya fırlattık altında ıslandık, koştuk, koştuk, koştuk... Kuruçeşme Arena önünde bir pazar akşamı koşuyu tamamlayan topluluğun çoğunun yaptığı gibi bomboş yolun üzerinde yere oturuverdik muhteşem bir deneyim yaşamış olmanın keyfi ile.
Herkese duyurulur! Mutlaka katılın. Çok keyif alacaksınız. Tabi ancak seneye :)

Saturday, August 30, 2008

Özetle ve ...

Sevgili blog,
Facebook tan bu yana seninle aramız daha da açıldı. Ama ilk açılma, iş, güç ve okul üçüzlerinin fazla ilgi ihtiyacı içine girmeleri ile başlamıştı aslında... Türlü duygu sömürüleriyle org aldırıp bir ay sonra yüzüne bakmamak ya da "evde pilates yupppiii" diyip o koca henüz şişmemiş topun akıbetini bile hatırlamamak tadına gelmedin henüz.

Tabi ki onlarca yazacak şey, gösterecek fotoğraf var ama hepsini toparlamak ve burada aktarmak kolay olmayacak. Okunması gereken kitaplara ilgi gösterme aralarında hızlıca birer foto ile post-it yapıştırmaca oynayacağız bir müddet... Vaktim olsaydı ballandıra ballandıra anlatacağım şeylerden bazıları; bolca evlilik, nadiren bebek, bir sürü konser, seyahatler, enfes lezzetler, alternatif mekan keşifleri, yeni yüzler, isimler ama bu gece itibariyle en çok yarın bu saatlerde yorgunlugunu yaşayacağım Nike Human Race olurdu sanırım...

Ya daaaaa Eylul'un son gunleri itibariyle harika bir seyahat yazısı... Ben de bilmiyorum şimdilik :)

Sunday, May 25, 2008

7 büyük bir sayıdır!

7 ay olmuş yazmayalı. Aklımda biriktirdiğim, çok yazmak isteyip ama üşendiğim bir sürü hikaye var aklımda, gerçek ya da uydurma. Şifremi unutmuş olabilir miyim diye düşündüm ama kolayca geldi aklıma onlarca giriş ismi ve şifre yığını arasından... Belki görev gibi uğramadığım bir yer olduğu için, sevdiğim için...

Bu sayfaya bakan var mı hiçbir fikrim yok artık. Dur bakalım, facebook'tan promosyon yapmadan biraz bekleyelim bakalım :)

Haziran ortası itibariyle daha bir haşır neşir olacağım sayfamla. Aç bak aynı yazıyı gör sıkılmıştım! Hem bir başlangıç yapmak hem de eski yazıyı altlara kaydırmak için pek de anlamlı olmadığını bildiğim bir post bırakalım bakalııııım.

Sunday, October 21, 2007

ÇOK KIZGINIM!

Kimilerimiz muhtelif gece mekanlarında arkadaşlarımızla keyifli cumartesi programlarında, kimilerimiz sinema sonrası eve dönüş yolunda, kimilerimiz evde dvd ya da kitap keyfi sonrası battaniye altındaymış "onlar" köprüyü geçmeye çalışırken, yani üstlerine mermiler yağmadan birkaç dakika önce...

Kimilerimiz pazar kahvaltısı yollarında, markette kahvaltılık alışverişinde ya da gazete bayi önündeymiş "onların" varlıkları yükselirken ve "burada bıraktıkları diğer yarılarının" canları çok yanarken...

16 gencecik Türk askerini öldürmüş bu dünyaya, insanlığa ait olmayan yaratıklar!!! 17 yaralı, 10 kayıp... Kardeşim yaşında herbiri... Savaşta mıyız??? Neler oluyor!!!! Çocukluğumdan beri belirli dağ ya da ova isimleri neden aklımda kalıyor coğrafya dersi dışında!!!

Büyük orman yangınlarının olduğu sene Çanakkale'ye gitmiştik. O koca yangınların şehitliklere nasıl yanaşamadığını görüp çok şaşırmıştım. Şehitlerin mezar taşları üzerindeki yaşların 14-15'lere indiğini görünce ne hissedeceğimi bilememiştim... Şimdi yine birşeyleri bilemiyorum, aklımı erdiremiyorum!!! NE-LER O-LU-YOR???????

Şuanda saat 13:00, Washington'ı arayamıyoruz bu saat itibariyle, çünkü uyuyorlar! Uyanık olmalarının gerekliliğini anlamıyorum! Kırmızı hatlar, diplomasi trafikleri, terör zirveleri, soğukkanlı yaklaşımlar... Siyaset Bilimi okurken bana öğretilen, dünyayı gözlemlerken daha da çok haşır neşir olduğum bu kavramlara hiç inanmıyorum artık! Karşımıza aldığımız mahlukatlara bak! Sınırımızdan içeri girip, canımızı yakıp geri geldikleri medeniyetsizliğe ve zavallılıklarına kaçıyorlar! Let's consider the issue in terms of diplomacy!! Höööö! O ne??? Sen elde kalan mermi sayısından, inlerdeki erzak stoğundan bahset hele!!!! Biz hala ülkemizi ve askerlerimizi korumak için onlarca yüksek medeniyet seviyesine ulaşmış (!) ülkeden onay bekleyelim... Dost mu düşman mı bilemeden hem de...

Dua ediyorum tüm kalbimle... Türk, Tatar, Çerkez, Abaza, Laz ya da Kürt tüm askerlerimiz için dua ediyorum...

Wednesday, October 10, 2007

Bir toparlarsak şayet…

  • Susan Miller: Bilmeyen varsa hala keyifle öğretilir. Her ayın 1’i akşama doğru mutlaka bakıyoruz ve içinde bulunduğumuz ay bizi neler bekliyor bunu öğreniyoruz ha haa :) Şaşırtacak kadar iyi biliyor :) Özetlemektense gir ve bak hemen şu link’e: http://www.susanmiller.com/

  • İstinyepark: Ferah ferah gezmek için keyifli. Değişik bir iki restoran görmek iyi oldu sonunda. AFM gayet cici G-MALLcum Kanyoncum, sinemada sosyalleşme olayında yeni bir rakibiniz var sanırım. FYI :) Bir de aklımda kalan en eğlenceli görüntülerden biri mall'un içinde ördek yavrusu gibi ardı sıra gezinen yuva çocuklarıydı :) Öğretmenleri ne anlatıyordu acaba??? "Bakın çocuklar burası Armani, hemen sağınızda ise Zegna ve Chanel. Burası da biraz daha büyüyünce spordan ziyade sosyal kelebeklik adına uçup konacağınız Hillside, ama şuanda kapalı. Attaaaaa gitmişler de ondan!!!

  • Turkcell Reklamları: Şu Turkcell bebelerinden sıkılmıştım artık. Ama bu en son futbol milli takımı için yaptıkları reklam hoşuma gitti. Lady d’Arbanville üzerine Yaşar’dan Türkçe sözler, milli birlik, beraberlik, kırmızı, beyaz, taraftar, yaşaaa, varollllll, gooollll!!!


  • Bıçak Sırtı: Pek dizi insanı değilim açıkçası. Örnek verecek olursak: Çemberimde Gül Oya’yı, yanımda yapılan sohbetlere yabancı kaldığım ve hiçbir fikrimin olmadığı konular ve karakterler hakkında sorular sorarak ateşli dizi sohbetlerinin üzerine kar yağdırdığım için elime tutuşturulan dvd ler sonunda bir haftada izleyerek öğrenmiştim. Ama bu Bıçak Sırtı son zamanlarda pek bir keyifle izlediğim dizi oldu. Senaristlerinden biri Bilgi’den arkadaşım olduğu için merak ettim önce açıkçası ama galiba artık ben bu diziyi izliyorum :)


  • Todori: Bu mekanı keşfettim sonunda. Eylem öncü birlik oldu tabi. Burayı da sevdim. Arnavut ciğeri enfes. Görevli beylerin üzerimizdeki kıyafetlerin renklerine göre şal uydurma çalışmaları ise ayrı bir sempatik oldu :)


  • Santral İstanbul: Tarihi santral, bienal eserleri, Otto ilginizi çekmiyor olabilir ama boş bulanın üstüne atlayıp sürmeye başladığı bir örnek 50 adet bisikletten biri sizi biraz geçmişe götürebilir. Zira ben kaç senedir bisiklete binmediğimi hatırlamıyordum bile. Ama cumartesi günü pişmiş kelle gibi sırıtarak tur attım okulda :)


  • Goya’s Ghosts: Son zamanlarda izlediğim en hoş filmlerden biri. Tam da dvd alıp eve çöreklenme günleri yaklaşırken aklınızda olsun :) http://www.youtube.com/watch?v=e7sxnuVH8bk

  • Tarçınlı Kahve: Londra’da yaşayan arkadaşım Serra ile feysbuk’tan birbirimizi keşfetmenin mutluluğunu yaşarken ondan kaptığım bir tarif oldu. Tarçın kokusunu sevenler için...

Tuesday, September 11, 2007

feysbuk ve aşureli dondurmayı paylaşma telaşı!

Malum bu aralar herkesler facebook keşiflerinde... Yonja'nın pabucu damaaaa... Senelerdir görmediğimiz arkadaşlarımızı burada didikliyor, hali hazırda hayatımızda olanlarla da burada tekrar arkadaş oluyoruz! Eski sevgililerin isimlerini "search ediyor", sayfalarındaki isimlerden acaba hangisi ile arasında birşeyler olabileceği konusunda kafa yoruyoruz. Günün içkisi çilekli punch'tan gönderiyor, meme kanserine ya da AKP ye karşı sanal ayaklanma hareketleri yaratmaya çalışıyoruz... Bir de arkadaşları çok gösterme derdi varki bu en şapşalcası :) Zerre iletişimi olmayan insanlar birbirlerini "invite ve add ediyor" hatta abartıp sayfasında belirdiği kişinin diğer arkadaşları tarafından beğenilme ümidi taşıyor ha ha :)) Ufff adama bak 98 tane arkadaşı olmuş, aman da aman kimleri dürtsem de arkadaş listeme eklesem... Bakalım önümüzdeki günlerde bizleri feysbuk ta neler bekliyor???

Ben bu inek meselesinden sıkılıyorum başından beri. Eski çalıştığım yerde bunlarla ilgili bir toplantı yapmıştık. Toplantıdan anektodlar:
"Tek inek 7500 USD olmakla birlikte sürü alırsanız daha ucuza geliyor!!!" ha ha :). Toplantı sırasında çok creative örnekler gösterilmişti bundan önceki senelerde diğer ülkelerde yapılanlardan. İstanbul dakiler hiç de o tadı vermiyor. Bir de bu inekcağızların başına gelenler var ki sormayın!!! En bahtsızlarından beri Bonus ineğiydi bence. Zavallıyı önce feci bir yere koydular, Niş'in karşı köşesi, Nişantaşı'nın da merkezi yerlerinden birisi ama geceleri çöp koyulan bir yer!!! Karizma buradan gitti zaten! Bir de üzerindeki minik inekçikleri yolmaya başladılar mı teker teker!!! Vallahi birgün yolunmuş bir inek Maçka'dan eve doğru yürüken bir ağaç dibinde karşıma çıktı, acıdım :( Şimdi aynı inek Kanyon'da ve cam bir kafesin içinde!!! Aman bağışlar biran önce toplansın da işin iyice rezili çıkadan şu inekler ortadan kalksın :)

Ramazan geliyor... Annemlerin hep söylediği "biz küçükken yazlara denk gelirdi ramazan, susuzluktan bayılırdık" tadına yaklaşan bir şekilde hem de! Oruç tutan, tutmayan herkes hazırlıklarda. Sanki savaş çıkacakmışcasına dev kutularda satılan erzaklar, güllaç yaprakları ve üstlerinde gülsuyu şişeleri, carte d'or un kuantum fiziği formüllerine dayanarak ürettiğine inandığım Türk damak tadına uygun aşureli, kadayıflı dondurmaları (buarada dondurmayı mundar etmeden aynen reklamlardaki gibi kabından dilim şeklinde çıkarabilen var mı??), paylaşım mesajlı reklamlar... En çok da bunlardan sıkıldım. İftar sofrasına gelen kola, kapağı cebine koyan çocuk, mutlu pide kuyrukları (iftar saatine yakın herkesin birbirinin üstüne atlamaya hazır olduğunu birazcık unutuyorlar galiba bunları çekerken), sucuk reklamları...

Yazının anafikri: 3 başlığın içeriğinin kesişim kümesi. Hadi bakalım!

Thursday, August 16, 2007

çekmecedeki tren bileti...

8 sene önce bugün 18 yaşındaydım...
8 sene önce bugün anne ve babaya söylemeden gece treni ile İstanbul'dan Eskişehir'e gitme heyecanı içinde...
8 sene önce onlar beni uyur bilirken ben sabaha karşı bilmediğim bir sebepten, iki tepe arasında durmak zorunda kalan trenin içinde bilmediğim yüzlerce insanla birlikte...
8 sene önce sabaha karşı kuzenim karşıladı beni istasyonda bu macerayı bilen tek kişi olarak ve 4 saat kadar banklar üzerinde uyuklayarak...
8 sene önce sabah sokaklarda hiç görmediğim kadar çok pijama ve ev terlikli insan gördüm, önce güldüm...
8 sene önce sabah televizyonu ilk açtığımda karşımda sanki "Filistin'den bildiren" bir spiker gördüm, tam arkasında liseden tanıdığım bir çocuk atlet şort ve hepsinin arkasında tanıdığımı inkar etmek istediğim o caddeyi gördüm...
8 sene önce bugün babam bize ulaşamadı telefonla, biz de ona... Sonra 8 sene öncesi için extra teknolojik bir aygıt aracılığa ile konuştuk birbirimizle... Askerler kullanırmış bunu "savaş zamanında"...
8 sene önce ama bundan birkaç gün sonra babama sarıldığımda çok ağladım... Belki onun bu kadar ağladığını gördüğüme ağladım...

8 sene önce bugün iki ay kadar sonra Adapazarı'na gelmemize izin verdi babam...
8 sene önce bugün hayatımdaki en büyük "öncesi" ve "sonrası" karşılaştırmasına maruz kaldım.
Hafıza kaybı gibi, bitmek tükenmek bilmeyen "eksik parçayı bulma" oyunu gibi ya da sayılar üzerindeki noktaları takip edip çizgileri birleştirdiğinde karşına hep eksik hep devrik çıkacak şekilleri oluşturmak gibi...
Dalga dalga olan anacaddelerin, havalanan kocaman apartmanların, kavanozun içindeki ateş böceği misali o anda evine haps olup oradan oraya savrulan insanların, her gece korunmak ve sığınmak için girdiği evinin altında kalıp da eksilenlerin, x yardımı y kuyruğu, mide bulandırıcı fırsattan istifadecilerin hikayeleri...
Bildiklerim 3'e ayrıldı: "Adapazarı'nı Seviyorum ve Terk Etmiyorum" stickerlarını arabalarına yapıştırıp şehirde kalanlar, bu sticker'ı akıllarına ve yüreklerine takıp ayrılmak zorunda kalanlar ve bir de... Bale gösterisi resminde arkamda duran Esra, ortaokulda okuldan kaçıp evine gittiğimiz Nazlı, lisedeki İngilizce öğretmenim... Cümleler ağırlaştı, satırlar bir alt satıra sarkmaya başladı...

Adapazarı eskisine inat çok daha güzel bir şehir... Rengarenk, iki katlı, bahçeli evler... Daha da güzel olacak eminim... Umarım bu olayın akıllarda ve yüreklerde bıraktığı iz hergeçen gün azalacak ve ben de sadece "17 Ağustos" tarihli tren biletimi sakladığım yerden çıkarınca hatırlayacağım...

http://www.milliyet.com.tr/ozel/sergi/galerideprem/index.html

Wednesday, August 08, 2007

İpek'i böylesine şaşırtan ne olabilirdi ki :))

Temmuz ayının nasıl bir düğün, dernek, şen kahkaha şeklinde geçtiğini belirtmiştim zaten. Ama aşağıdaki fotoğrafı görünce İpek&Altuğ'ya ayrıca değinmem gerektiğini anladım :)

İpek&Altuğ evlendi nihayetinde :) Bilgi'de Adalılar'ın parmakla sayıldığı dönemlerde lise tişörtünü giymesi sebebiyle koordinatlarıma giren ve iyi ki de tanımışım dediğim canım İpekçim ve Ayşegül'ün serüvenleri misali hayatımda beliren bir Altuğ. Neden mi? Altuğ Okulda, Altuğ Sınavda, Altuğ ve Mezuniyeti, Altuğ ve Almanya Master'ı, Altuğ ve Sapanca, Altuğ&İpek Paris'te, Altuğ için çekilen Konsolosluk Kuyrukları, Altuğ Askerde, Altuğ Askerden Döndü Şimdi Harika Bir İşte... diye diye sonunda Altuğ Enişte şeklinde yaptık finalimizi :)

İpek çok güzel bir gelin oldu, Altuğ da bir o kadar yakışıklı bir damat :) E tabi düğüne eli boş gidilir mi? Gidilmez. Ama düğünde verilen nasıl bir hediye bu kadar güzel bir gelini pokemon yapar 2 saniyeliğine de olsa??? İpek'ten resim için izin aldım ama hediyeyi açıklamak için almadım :))

Buarada ismim ayakkabı altında 4. sırada görüldüğü üzere :)

Çok feci içimde kalan birşey var ki paylaşmam gerek buradan. İpek ile tüm gün birlikte olup her anının resmini çekmek ve o günün hikayesini yazmak istiyordum. Ama profesyonel bir rakip ile anlaşmışlardı bile benim amatör ruhumdan önce :) Var mı çevresinde yakında evlenecek arkadaşı olan? Şöyle gidip fotoğraflar çekip sephialar içinde, bir de üzerine hikayesini yazabileceğim??? Haber verin bana. Ah İpek ahhhhhh :)

Senin dediğin gibi yapalım bakalım kapanışı: And they lived happily forever ... Ben çok sevdim bu masalın sonunu :)

Friday, August 03, 2007

Sol yanağım > Sağ yanağımdan !

Aradaki işareti hatırlamayan varsa kızarım! İlkokulda matematik dersinde öğrendiğimiz "büyüktür" işareti. Peki bu durumun yanaklarımla olan ilintisi nedir?
Koskocaman bir dişimi çektirdim. Biraz problemli olmaya başlamıştı ve ben de sonuna kadar bu durumu görmezlikten gelmiştim! Ve sonunda beklenen son ve yukarıdaki başlık!

Annem olmadan ilk kez bu kadar büyük bir işlem, haberdar olan ve gelip elimi tutarak bana destek olmak isteyen güzel arkadaşlar, peşinen yenen Magnum dondurma ve gayet bilinçli bir şekilde on dakika gecikilen randevu...

D: Nasılsın Burcu?
B: Merhaba Başak Hanım fena değil. Kesin çekiyoruz yani bugün.
D: Tabi tabiii!!!
B: Peki. Sizce ne kadar sürer? İğne öncesi "fıs fıs" filan???
D: Sana bağlı süresi Burcu. Fısfıs değil ama bu krem olacak, daha etkili.
B: Hımm... Vayy çikolatalı bu. Buarada isteyerek mi dişçi oldunuz Başak Hn? (anlamsızlık diz boyu artık!!!)
....
D: Uyuşmuş Burcu başlayalım hadi. Bence o ipod kulaklıklarını sonra tak sen.
B: Galoşları çıkarmamın bir sakıncası var mı sizin için? Ayaklarım pişti de :)
D: Bittiii!
B: Anlamadım desem yalan olur :( Yarın yüzebilir miyim Başak Hn.?

Evet sol yanağım sağ yanağımdan daha kendine güvenli duruyor şuanda :) Mesaj attım arkadaşlarıma "manevi destek için teşekkürler" diye, sonra cevapları topladım kendimce komik komik :) Acıktım ama sıvı/sıvıya yakın şeyler dışında hiçbirşeyi tüketemeyeceğim... Ve harika bir çözüm buldum biraz da nostaljik: Sütlü büsküüüüüü!!! Küçükken kardeşime çok yapar kendim de otlanırdım. O muhteşem koku tekrar hayatımda :) ama ondan bile keyif alamıyorum şuanda :(

Eveeeettt.. Az konuşmalı, bol film, kitap, fotoğraflı bir hafta sonu planlıyorum... Şu CowParade meselesine bir el atıp olabildiğince çok inek görüp fotoğraf çekmek istiyorum :)

Saturday, July 28, 2007

Hedef 1, 2, 3, 4...

Sosyal kelebeklik ve kutlamalar adına son 26 senenin (sanki öncesi varmış gibi!) en yoğun Temmuz ayı! Düğün, doğumgünü geçen koca bir ay: İpek&Altuuuu, Nesli&Kuzişko, Yaman&Merve, Şenay&İlker "Evetleşirken", Müge, Beyhan, Leyla, Gökhan, Bora, Linda, Deniz, Servet, Kareem, Richard yaş hanesine birer daha eklediler.

L koltuk köşesinde ve başucumda duran kitapların sayısı hızla artarken sayfaların ilerleyişi konusunda aynı hızdan bahsedemiyorsam bir problem var demektir. O zaman hedef 1: Öncelikle "Hızlı Okuma Teknikleri" kitabı bitirilecek ve kendi kendime ağır ağır aşama kaydettiğim çapraz okuma işi halledilecek ve kitaplar hop hop bitecek :) Buarada ufak bir ipucu: Kısa süreli hafıza bir kerede max. 9 kelimeyi akılda tutabiliyormuş. Bu sebeple stratejik anlarda kurulan cümlelerin uzunluğuna dikkkaaaaat :)

Saçlarım için özel bir karışım aldım. 18 milyon çeşit bitki yağı var içinde. Geçenlerde eve gelip hiçbirşeye el atmadan direkt banyoda saçlarıma uyguladım ve 1 saatlik uzun bekleyiş süresini başlatmadan ellerimi yıkamak istediğimde suların kesik olduğunu fark ettim. O anda banyoda kamera arayan gözlerimdeki şaşkınlığa çarem Melisim oldu harika bir tesadüfle :) Hedef 2: İlerleyen günlerde buna benzer problemlerin çeşitlenmemesi için şu su tasarrufu meselesi konusunda gönüllü "wom" yapılacak! (Benim örnek biraz ekmek yoksa pasta yesinler tadında oldu sanki ama!!!)

Fotoğraf çekmemekten dolayı pek bir rahatsızım. Hedef 3: Bu kolay oldu. Tabi ki fotoğraf çekilecek!

Hedef4: Büyük hevesle ve sıfır dikiş bilgime güvenerek aldığım kumaş parçalarının çaresine bakılacak! Fikirler müthiş ama henüz bir uygulama yok ortada :)

Dün Mel ile akşam kahvaltısı yapmaya karar verdik bende ama buluşma saati akrebin 8 ile buluştuğu an olduğunda sadece yarım gün sonra benzer etkinliği tekrarlama fikri hoşuma gitmediği için karar değiştirdim: Roka salatası ve patlıcan, mantar ve inegöl köfteli dürüm yaptım. Sonuç: Harika oldu tabi ki de :)) Hedef 5: Daha çok arkadaşa bu yemek hazırlanacak ve özgün mutfağıma övgüler toplanıp egom okşanacak :)

Santral İstanbul: Duymayan??? Bilgi Üniversitesi'nin Silahtarağa'daki 3. kampüsü demenin hafif kalacağı bu keyifli mekanı mutlaka görmelisiniz. Tamamiyle bittiğinde Avrupa'nın en büyük çağdaş sanat merkezlerinden biri olacak. Bu kampüste okuyamamaktan kaynaklanan kıskançlık hissimi henüz üzerimden atmışken işe bir de iyi yönden bakalım ve hedefimizi koyalım: Hedef 6: En kısa zamanda Nezleeeyy ve Müge ile burada fotoğrafçılık oynanacak.

Bilgi'ye yüzmeye gidiyorum. Havuz içinde bone ve goggle lar yüzünden pokemon gibi dakikalarca yan yana yüzen tipler, soyunma odalarında gerçek kimliklerine kavuştuklarında senelerdir görülmeyen mezun arkadaşların sevinç nidaları yankılanıyor ortalıkta ve "Ay klorluyum öpmiyim" şeklinde cümleler kuruluyor, buluşma planları yapılıyor :)) Şimdi bu noktada koyacağım hedef biraz alakasız olacak ama hadi hedef 7 diyelim: Goggle alınacak. Çünkü bu cisme karşı olan antipatim yüzünden gözlerim moraracak yakında!

Senelerdir ikizler olarak bildiğim yükselen burcumun aslında akrep olduğunu öğrendim bilir bir kişiden! Hedef 8: Bu meselenin aslı öğrenilecek! Yoksa bir ömür Yay, Akrep ve İkizleri aynı anda okumakla geçecek!!! Susan Miller'a mail atsam geri döner mi bana acaba :P

Şimdilik buna benzer bir durumlar...

Friday, July 06, 2007

çamur tabaklara çimenden yemekler...

wallahi çok yaptim ben bu yemeklerden :)
İlkokul aşkım Tarık'ın mavi pinokyosu arkasına binip sözde market alışverişi yapıp, babannemin antika kilimi üzerinden ibaret eve dönüşümüzde yaptığım yemekler :)

Akşam gerçek evlere dönüş sonrasında yemek masasına oturma öncesi tırnak aralarından zar zor çıkan çamurlar; malum çiçekten yemekler için hazırlanan toprak tabakları yapan parmaklar :)

Evcilik oynadığım dönemleri hatırlamak bu kadar keyifliyken arkadaşlarımın gerçek evcilik oynamaya başladıkları anlara tanıklık etmek muhteşem bu aralar :) İpek ve Altuğ ile başladık. Sonunda :) Sırada Iraz var, sonra da bana bisiklete binmeyi, hortumdan kağıt fırlatmayı ve başka birkaç şeyi (!) daha öğreten kuzişkom Serkanım. Sonra sonra Shuleciğimin kardeşi. Tabi arada evlenip, nişanlandığını öğrendiğim başkaları :)

uyumuşuz da büyümüşüz gerçekten :))

Friday, May 11, 2007

Unutulmayacak 8 Mayıs :)

Bundan böyle babamınki ile birlikte hatırlayacağım bir doğumgünü daha :)
Defne Hoşgeldin bakalım :) Buarada sevgili teyzen Eylem seni Metropolitan yerine Memorial'de aratacaktı bize :))